sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

100 Film 100 Replik 100 Sayı, İşte sinemadan ilginç kesitler


Gerçekten ilginç bir çalışma, hazırlayan bayağı uğraşmış olsa gerek. İşte liste :) Bir çok filmi izledim listedeki ama çoğuna dikkat etmemişim hiç. Burda izleyince farkettim :D

100. Night of the Living Dead
99. Laura
98. Dead Poet's Society
97. Bladerunner
96. The Lost Weekend
95. Ocean's 11
94. Star Wars
93. Midnight Run
92. It Came From Outer Space
91. The Right Stuff
90. The Fugitive
89. The French Connection

88. Back to the Future

87. Castaway
86. Quiz Show
85. Silence of the Lambs
84. Titanic
83. The Magnificent Seven
82. Rainman
81. Galaxy Quest
80. Harold and Maude
79. Rosencrantz and Guildenstern are Dead
78. The Day The Earth Stood Still
77. The Apartment
76. The Great Escape
75. The Hustler
74. Ed Wood
73. The Jerk
72. Raiders of the Lost Ark
71. When Harry Met Sally...
70. Star Trek II: The Wrath of Kahn
69. MASH
68. The Breakfast Club
67. The King and I
66. Gentleman's Agreement
65. The Princess Bride
64. Yellow Submarine
63. Network
62. Mr. Roberts
61. Singles
60. Gone With the Wind
59. The Awful Truth
58. Goldfinger
57. The Manchurian Candidate
56. It's a Wonderful Life
55. The Blues Brothers
54. The Remains of the Day
53. Midnight Express
52. Waking Ned Devine
51. Roman Holiday
50. Cool Hand Luke
49. The Taking of Pelham One Two Three
48. The Adventures of Robin Hood
47. The Big Sleep
46. On the Waterfront
45. The Hudsucker Proxy
44. Dirty Harry
43. Monty Python and the Holy Grail
42. Finding Nemo
41. Ben Hur
40. Superman
39. The 39 Steps
38. Aliens
37. Men in Black
36. Clerks
35. Harvey
34. Marty
33. The Life and Times of Judge Roy Bean
32. All About Eve
31. Ferris Bueller's Day Off
30. The Wild Bunch
29. Young Frankenstein
28. The Bridge Over the River Kwai
27. The Usual Suspects
26. North by Northwest
25. Sunset Blvd.
24. Escape from NY
23. The Wizard of Oz
22. Casablanca
21. The Lion in Winter
20. Boogie Nights
19. The Shawshank Redemption
18. Almost Famous
17. The Maltese Falcon
16. The Natural
15. Being John Malkovich
14. The Professionals
13. Lawrence of Arabia
12. Ghostbusters
11. This is Spinal Tap
10. Citizen Kane
9. 12 Angry Men
8. Office Space
7. To Kill a Mockingbird
6. Lock, Stock and Two Smoking Barrels
5. The Godfather
4. Fargo
3. L.A. Confidential
2. Once Upon a Time in the West
1. Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring

Kaynak

Reklam kokan filmler bunlar

Türk sineması kendine sponsor bulmak için uğraşıp dururken Amerika ve Avrupa'daki 'sinema ve reklam' ilişkisi tahmin ettiğimizden de ileri boyutlara ulaştı. Bir filmdeki gizli-açık reklam rekoru geçen yıl 106 reklamla Sex and City'ye aitti.

2001'den bugüne filmlere en çok reklam veren markaların başında Ford ve Apple var. 126 filmle Ford, 86 filmle Apple'a aşırı fark atmış durumda. Coca Cola'sız film az görüyoruz gibi ama 85 filmde yer almış. Amerikan ekonomisinin en büyük ihracat sektörlerinden biri olan Hollywood, markaları da yavaş yavaş hafızalarımıza işliyor.

Yeni gösterime giren 'bir Alışverişkoliğin İtirafları' (Shopscolic) filmi, kriz ekonomisine mesaj niteliği taşıyor. Alışveriş hastası bir kızı oynayan İsla Fisher'in rol aldığı filmde bu felsefeye yönelik hoş tanımlamalar da var. Sophie Kinsella'nın aynı adlı kitabı da şu an en çok satanlar arasında yer alıyor. Kriz ekonomisine rağmen insanlara alışveriş yapma yönünde mesajlar veren kitabın en önemli özelliği ünlü markalara göndermeler yapması. Bu arada iki yıl önce vizyona giren Şeytan Marka Giyer'in orijinal ifadesinin Şeytan Prada Giyer olduğunu da hatırlatayım. Sadece Prada'nın reklamı yer almıyor filmde.

Sinema ve reklam ilişkisi tahmin ettiğimizden ileri boyutlara ulaştı. Amerikan ekonomisinin en büyük ihracat sektörlerinden biri olan Hollywood'un dünyanın en önemli markalarını da taşıması hiç şaşırtmamalı. Ancak filmler, görünen isimlerin ötesinde yüzlerce markayı hafızalarımıza işliyor.

Tom Hanks'in başrolünde oynadığı Cast Away (Yeni Hayat), filminde kargo şirketi Fedex'in reklamı çok aşikârdı. Fedex'teki sistem sorumlusu bir adaya düşüyor ve 4 yıl sonra kurtulduktan sonra paketi adresine ulaştırıyordu. Çağdaş Robinson Crusoe diyebileceğimiz bir yaşantı sürmesine rağmen emaneti yerine ulaştırması gibi insancıl bir olayın ardında Fedex'in imajına çok büyük katkılar sağlamıştı. Aslında bu, sadece o filme mahsus değil.

Bir adada mahsur kalan biri, ne kadar gizli ve açık reklam yapabilir ki? Film, ilk haftasında 141,7 milyon dolar hasılat elde etti. Bu büyük rakam bir tarafa, diğer sponsorlardan ve gizli-açık reklamlardan aldığı para daha büyük. İşte ıssız adada geçen filmdeki reklamların sahibi markalar: American Express, Burt's Bees, Calvin Klein, CNN, Dairy Queen, Delta, Dr. Pepper, Evian, Fedex, Ford, FX, Genstar, GESeaCo, Houston Oilers, Jeep, Lincoln Electric, Matson, Panasonic, Patagonia, PayDay, Riedell, Skippy, Snickers, Sony, Tennessee Titans, UPS, USPS, Wilson.

Ne kadar fazla olduğuna dikkat edin!

2008'in en iddialı yapımlarından 007'nin yeni versiyonunda da reklamlar çok aşikar, üstelik film üzerinden haberleri de yapılıyor. Gizli silahların yanı sıra ileri teknolojiyi kullanan aktör, dünyayı kurtarırken yeni ürünlerin lansmanını çok güzel yapıyor.

Quantum of Solace'ın başrol oyuncusu Daniel Craig'e Aston Martin DBS V12 yakışır. İngiliz ajanının şıklığını Tom Ford sağlar. Tabii illa İngiliz markalarına sadık kalacak da değil. Sony/Colombia yapımı filmde Sony Vaio'yu ihmal etmek olmaz. İş bu kadarla kalmıyor, pek çok marka yerini alıyor: Alfa Romeo, Ashton Martin, Daimler, Ford, Gordon's Gin, Gulfstream, Heckler&Koch, Hitachi, Land Rover, Ocean Sky, Omega, Range Rover, SIG Sauer, Sony, Sony Ericsson, Sony VAIO, Tom Ford, Virgin, Volkswagen Beetle, Walther, Y-3, Yamaha.

Biraz da Türkiye'de henüz vizyona girmeyen Madea'dan bahsetmek istiyorum. Çılgın bir anneannenin hapse girmesini konu alan film, markalardan ne kadar bahsedebilir veya onların reklamını yapabilir? Öfke yönetimi kurslarına katılarak şartlı serbest bırakılan Madea, şehrin her alanında yaşıyor. Mahkeme, hapishane, uyuşturucu çeteleri ve şehir sokakları içinde bazı markalara zarar verip vermediği tartışılabilir. Ancak trafik varsa otomobil de vardır. Bu yüzden Cadillac ve Chevrolet'nin filmde yer alması şaşırtmamalı. Ya diğerlerine ne demeli: Acura, Apple, BLUE BIRD, BMW, Cadillac, Chevrolet, Chrysler PT Cruiser, Clorox, Coca-Cola, Craftsman, Dell, Dexter Laundry, Die-Hard, Ford, GE, Hostess, Kenmore, K-Mart, LifeGas, Maersk, MasterCard, Minute Maid, Mistic, Nike, Philips... Reklam konusunda en abartılı film ise kuşkusuz ki Sex and City. Film, 106 marka sponsor ve lansmanıyla rekor kırdı.

***

Kadınlara yönelik filmlerde reklam çok, çocuk fimlerinde ise neredeyse hiç yok

Reklam ve film ilişkisinde ortaya çıkan noktalar şöyle sıralanabilir: Kadınlara yönelik yapımlarda ve komedi filmlerinde reklam sayıları artıyor. Gişe hasılatı yüksek olması beklenenlerde de benzer bir durum var. Çocuklara yönelik filmlerde marka azlığı dikkat çekiyor.

Geçen yıl gösterime girdiği ilk ayda 320 milyon dolar gişe hasılatı yapan The Dark Knight, 21 marka ile görünürken, çocuklara yönelik Wall-e'de 5 marka yer alıyor. Wall-e'nin yapımcısı Pixar olduğu için aynı grubun bilgisayar markası Apple'ın yer alması bizi şaşırtmamalı.

Yine çocuklara yönelik Kung Fu Panda, iyi gişe hasılatı yaptı; ama markasız çıktığını ve herhangi bir markayı reklam etmediğini hatırlatmak gerekir.

Çocuklara yönelik bir diğer çizgi film olan Horton Hears a Who'da ise durum biraz farklı. Whophone, Whofood, Whospace.com gibi filmle kişiselleşmiş hayali markalar yer alıyor.

Geçen yıl bir filmdeki reklam rekoru Sex and City olmasına karşılık, bir markanın en fazla yer aldığı film sayısında Ford liste başında yer alıyor. 22 filmli Ford'u 20 filmle Apple izliyor. Ardından 13 filmle yer alan Mercedes'in Amerikan değil Alman şirketi olduğunu belirteyim.

2001'den beri yapılan listede de Ford ve Apple başta geliyor. 126 filmle Ford, 86 filmle Apple'a aşırı fark yapmış durumda. Coca Cola'sız film az görüyoruz gibi ama 85 filmde yer aldığını itiraf etmek gerekiyor. Sonraki markalar da şöyle sıralanıyor: Mercedes (70), Budweiser (63), Chevrolets (63), Pepsi (59), Sony (57), Nike (51), Cadillac (46), Motorola (46) ve Panasonic (39).

Filmler mi markaları taşıyor, markalar mı filmleri destekleyip ayakta tutuyor? Her ikisi birlikte var oluyor, demek en doğrusu. Aksi takdirde büyük yapımlar bu kadar uzun soluklu yaşayamaz.

hayata tersten başlamak ve benjamin button'un tuhaf yolculuğu

evet filmi az önce izledim.... zaten özellikle son günlerde - aslında her zaman olduğu gibi- ölüm konusuna oldukça taktığım yetmezmiş gibi bir de bu karmaşık filmi izledim ve deyimi yerindeyse tam süper oldu... (kafam çok iyi oldu hacı)

ünlü amerikalı yazar francis scott key fitzgerald'ın eserinden esinleme olan senaryo muhteşem...yönetmen deseniz zaten o meşhur "fight club" ' ımızın deha yönetmeni david fincher..! ( akan sular durur)
başrol desen renkli mi renkli gözlü , kaslı mı kaslı vücutlu (bana ne oluyorsa artık), cici mi cici Brad Pitt... neyse ki brad pitt sadece kaşıyla gözüyle değil oyunculuğuyla da konuşturmuş, aferin.

film hepimizin hayatında zaman zaman kafasına taktığı ölüm, doğum ,yaşam, yaşlılık, gençlik kader yani bizzat hayat'ın kendisini ele almış...filmin uzun olması bazı bünyeleri yer yer bayabilir ama özünde bana kalırsa kusursuz bir film, kusursuz bir senaryo ve olaylar örgüsü.... hea işin ayrıntılarına inmeyeceğim o kadar uzman değilim.. (ayrıca çekebiliyosanız siz çekin kardeşim adamlar ne güzel film yapmışlar)
takdir ettiğim bi yapım olmuş hah şöyle adam gibi filmler çekin...hollywood artık sanki yoluna giriyor mu ne diye ufak da olsa düşünüyorum artık
( rambo 4 'lerden sonra :D )

neyse bu muhteşem filmimizi izledikten sonra bi internete de bakayım dedim neler çizilmiş diye...bloglar, sözlükler'de olay yaratmış film..tabi yine çok bilmiş bazı sözlüklerimizde beğenmeyenler de çıkmış haa o da olacaktır neyse görmezden gelin..
yalnız blogların birinde filmin can yücel'in bir şiirinden esinlenme olup olmayacağı ile ilgili bir yazı dikkatimi çekti.ve şiiri okuyunca hak verdim..evet sanki aynı filmi özetliyor...ama senaryonun fitzgerald'ın bir eserinden esinlenme olduğunu hatırlayınca belki de tam tersi de olabilir diyorum.. belki de can baba fitzgerald'dan etkilendi kimbilir, ya da tam tersi... neyse ne önemi var...yazımı film kadar güzel söz konusu şiirle bitiriyorum (ama filmi daha güzel :D )



Yasamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir.
Şüphesiz ki yaşamı tersten yasamak Daha güzel, hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mı? Cami'de uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içersinde,
Herkes karşınızda saf durmuş, iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette. Tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak.
Herkes etrafinizda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazir.
Arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Dogar dogmaz devlet size maas bagliyor, aylik veya üç ayda bir maasinizi aliyorsunuz.
Ne güzel, hazir maas, hazir ev...
Altmisli yaslara kadar hersey garanti, huzur içinde yasiyorsunuz.
Sagliginiz gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
Birgün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gün size hosgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz..

ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan, tecrübeli bir insan olarak ise basliyorsunuz.
Herkes karsinizda elpençe divan... Vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor.
Gittikçe zayifliyor forma giriyorsunuz.
Diger hormonal aktiviteler artiyor, fevkalade.....
Aman ne güzel günler basliyor... Derken birgün patron size artik Üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. bu arada Babaniz ortaya çikmis, "fazla çalistin" diyor. "artik eve dön, isi birak, okumaya basla, harçiligin benden olsun..." Keyfe bakar misiniz ?
Okudugunuz dersler gittikçe kolaylasiyor. Ekmek elden, su gölden bir dönem basliyor.

Partiler, Diskotekler,Kizlarin sayisi artiyor. Derken Anne ve Babaniz sizi götürüp getirmeye basliyor, araba kullanma derdi de yok artik...
Günün birinde sizi okuldan da aliyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncaklarinla oyna" diyorlar... Mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum aliskanli yaratiyor ve hiç tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz.
Derken Anneniz birgün size süt verme kararini aliyor ve baska bir keyifli dönem basliyor.
Mama artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazir.
Bir gün karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz.
Beslenmek için agzinizi açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sicacik, yumusacik, gürültü ve patirtisiz bir ortamda yasiyorsunuz.
Kuculuyor, kuculuyor, ufacik bir hücre halini aliyorsunuz. Ve günün birinde müthis keyifli bir orgazm ile hayatiniz son buluyor.


(oehhh uzunmuş) :D

divxplanet yeni üye alımına başladı


Divxplanet 3 yıl aradan sonra yeni üye alımına başlamıştır. sadece altyazı değil sinema ve teknoloji gibi farklı bir çok konuda faydalı bilgiler barıdıran divxplanet kapılarını yeni üyelere açtı. ilgilene arkadaşlara duyrulur :)

Amatör Sinemacılar Her Yerde - izmirsinek

İzmir'de amatör olarak sinemayla ilgilenen, kısa filmler çeken gençler var, eğer ilgileniyorsanız siz de katılabilirsizin bu ekibe: izmirsinek
Bugün izmirsinek facebook grubundan aldığım mesaj amatör sinemacıların bir çok ilde toplanıp organize olduklarını söylüyordu, sevindim açıkcası, işte o mesaj:

Üyelerimizi pek sık rahatsız etmek adetim olmadığından ne zamandır mesaj atmamıştım. Bu kez önemli bir konudan sizi haberdar etmek istedim.Türkiye'de sinema sevdalıları bulundukları illerde kendi ekiplerini kuruyorlar. Son olarak aramıza yeni katılan arkadaşlarımızın siteleri ;

- www.eskisehirsinek.com
- www.adanasinek.com

Sinek kültürünün genişlemesi ve yaygınlaşması çok sevindirici bir haber, umarım ileride hepbirlikte daha büyük projelere imza atabiliriz..

Not: Diğer illerde hazırlık yapan arkadaşlardan haberler alıyorum. Siz de bu sinema gönüllüsü arkadaşlara destek vermek isterseniz sitelerinden haberdar olunmasını sağlayabilirsiniz. Atacağınız bir mail veya forum mesajı eminim çok işlerine yarayacaktır.

Sinemayla kalın..

7. Sanat

Sinemaya 7. Sanat demek ne kadar doğru bilmiyorum…

Daha doğrusu sanatları sıraya koymak, bu birincidir, bu ikincidir, bu bilmem kaçıncıdır demek ne kadar doğru bilmiyorum… Çünkü sanat, tanımı itibariyle konusu hep insan olan bir etkinlik. Bu ister resim olsun, ister sinema, ister tiyatro… Sanatın tüm dalları aynı ortak amaca hizmet ediyor. Benim gözümde tiyatro 1. sıradadır başkasının gözünde resim 1. sıradadır. Ama sanırım sinemaya 7. sanat denmesinin sebebi sanatın yeni doğan bebeği olması. Yani sinemanın tarihi, bir resim kadar eski değil. Bu yüzden olsa gerek. Ama sinemadan sonra farklı bir sanat dalı çıkar mı bilinmez…

Sinemanın sanat olmadığını düşünenlerde vardı. Bunu da çok sağlam şeylere dayandırıyorlardı, benimde katıldığım bazı hususlar var ama şu da unutulmamalı ki en çok çaba harcanan, içinde yüzlerce insanın emeği olan ve dünyada en çok takip edilen etkinlik. Sanatın insanlara ulaşmasının gerektiğini savunanların bunu da göz önünde bulundurması gerekirdi… Artık sinemanın sanat olmadığını düşünenler kalmadı, çünkü yaşamıyorlar. Her yeni olayda olduğu gibi sinemada ilk çıktığında yerden yere vurulmuş; ama çok şükür o günler atlatıldı.

Sinema çok eski bir sanat dalı olmasa da sanırım en çok gelişen, teknolojinin nimetlerini en çok kullanan sanat. Çünkü resim yıllardır fırça ile yapılıyor, heykel tıraşlar hâlâ aynı malzemeleri ve aletleri kullanıyor, örnekler çoğaltılabilir. Ama sinema gelişen teknolojiyle birlikte dijital bir ortama geçiyor, eski montaj teknikleri çöpe atılıyor, montajlar artık bilgisayarlarda özel yazılımlarla oluşturuluyor.

Dünya sineması bu güzelliklerden faydalanırken Türk sineması da boş durmuyor. Bazı teknolojik gelişmeler her ne kadar bize geç gelse de üretim aşamasında bu sorun da aşılıyor, açıkları yavaş yavaş kapatıyoruz.

Son birkaç yıldır Türk sinemasında gözle görülür bir gelişme söz konusu. Sponsorlar artık filmlere hak ettiği ilgiyi göstermeye başladı. Bütçe sıkıntıları eskisi kadar sık yaşanmıyor artık. Senaryolarda da çeşitlilik söz konusu… Her konuda olduğu gibi sinemada da çeşitliliği destekliyorum, çeşitlilik eşittir zenginlik… Sinemamızın zenginleşmesi için farklı farklı konular ele alınmalı, ilginç araştırmalar senaryo konusu olmalı ve bazı toplum gerçeklerinin üzerine gidilmeli. Mesela SINAV filmi… Öğrencilerin sınav kaygısını, aile baskısını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Bu konunun üzerine gidilmeli bence. ÖSS ile ilgili onlarca senaryo yazılmalı, film çekilmeli. Bu sistemin ne kadar güzel(!) bir sistem olduğu filmlerde insanların gözünün içine sokulmalı, hatta bıkana kadar… Bir zamanlar Kemal Sunal filmleriyle toplum gerçeklerini gülerek izliyorduk, mizahi bir dille eleştirilen konuların akılda kalıcılığının yüksek olduğu bir gerçek. Bu yüzden ÖSS’yi ti ye alan, mizahi yönü ağır basan filmlerde yapılmalı. Filmlerin amacı, insanlara bir mesaj vermek olmalı her zaman. Küçük küçükte olsa, ara konularda da olsa mesajlar verilmeli inceden… Ama ÖSS gibi büyük bir toplumsal sorun başlı başına işlenen bir konu olmalı, ara konularda harcanacak kadar küçük görülmemeli. Eğitimin bir toplum için ne kadar önemli olduğu, eğitimdeki bir sorunun toplumun bütününü etkilediği öyle bir kurguyla işlenmeli ki insanlar filmi izledikten sonra “yahu bu sistem yüzünden toplum çok büyük zarar görüyor, bir şeyler yapmak lazım” demeli… Topluma birlikte hareket etmeyi, hakkını aramayı, sesini duyurmayı öğretmeli filmler, etkilemeli insanları, toplumları. Ancak bu şekilde bir şeyler değişir.

Sinemanın uzun uzun anlatılacak, üzerinde konuşulacak birçok yönü var. Yeri geldikçe bunları sizlere aktaracağım. Şimdilik benden bu kadar.

Şunu söylemeden bitirmem:

“Bol sinemalı günler”