“TÜRK AYDIN” INDA BATI HAYRANLIĞININ TARİHÇESİ VE ABDULLAH CEVDET ÖRNEĞİ

Evet yazımın başlığına “Türk” aydını ibaresini koydum, bundan her ne kadar konunun muhattabı olan isimler rahatsız olacak olsalar da öyle uygun gördüm.Neden mi, hayır onları illa ki her şeye rağmen “türk” olarak görmemden ya da basit bir ırkçılıktan dolayı değil sadece kelimenin yapısı, yani dil itibariyle böylesinin daha uygun olacağını düşündüm.Ama eğer bu yazıyı okurken başlıktan rahatsız olacak olan okurlar olursa onlar kendilerince “Türk” aydını yerine “Türkiyeli” aydını ifadesini kullanmakta özgürdürler.

Kulaklarımız bu “aydın” lafına özellikle geçtiğimiz aylarda gündeme gelen, getirilen sözde ermeni soykırımı ve özür dileme kampanyalarıyla çok aşina oldu.Peki biz halk olarak “aydın” kimdir , “aydınlık” nedir öncelikle bunların ne demek olduğunu biliyor muyuz ki ?

Kendilerine aydın diyen bu isimler Türk halkının değerlerini aşağılamaktan fırsat ve zaman bulamadıkları için olacak ki , bu kavramların anlamlarını çıkıp da öncelikle bu halka anlatmamışlar, anlatamamışlardır...Anlatmamışlar değil de anlatamamışlar ise eğer o zaman bu kişiler gerçekten de sandıkları gibi “aydın” falan değillerdir.

Türkiye’de her şeyden önce , hatta “mahalle baskılarından” bile önce, dehşet verici bir “Aydın Despotizmi” terörü esmektedir.

Bu aydın despotizmi örgütüne mensup kodamanlar genelde İstanbul’da yaşarlar.Bizim hayatımızda sadece televizyonlardan görebileceğimiz yerlerde barınıp, isimlerini bilmediğimiz çeşit çeşit lüks yiyeceklerle hayatlarını sürdürür bu canlılar.Bu canlıların her iki lafından biri Aziz Nesinin zeka parıltısı taşıyan “Türk Milleti’nin yüzde bilmem kaçı aptaldır” vecizesiyle başlar.Bu arkadaşlar bu tip genellemelerin hastasıdırlar zaten.

Sokaktaki normal bir vatandaş ise eğer böyle Aziz Nesin’vari bir genelleme yapacak olsa, mesela örneğin ben çıkıp “İngiliz erkeklerinin yüzde sekseni iktidarsızdır” desem ya da “Fransız milleti’nin yüzde doksanı embesildir” desem işte o zaman anında ırkçı yahut faşist damgası yemekten kurtulamam.

Siz zaten bu canlıların zihinlerine , ruhlarına, en derinliklerine indiğinizde onların daha kendi kafalarında bir takım problemleri çözemediklerini , açmazlarda, bunalımlarda olduklarını görürsünüz.Peki bu zavallı güruh nasıl oldu da böyle türedi ? Bu topraklar bu tür insanları nasıl yetiştirebildi ? Bu ülkenin gazeteleri, televizyonları, yayın evleri bu Aydın despotizminin hizmetine nasıl, kimler tarafından sunuldu ? Kuşkusuz bu sorular da ayrı ayrı cevaplanmayı beklemektedir.

Biz bu güruhun nasıl oluştuğunu anlamak için en kısa yol olan tarihe baktık.Ve baktığımız yerde gördük ki dün ile bugün arasında bu ülkede aslında bazı şeyler açısından hiçbir değişiklik olmamış.Geçmişte görülenler adeta artık bizi “tarih tekerrürden ibarettir” sözünü kabul etmemiz için zorlar olmuş.


“Mütareke basını” , “Ali Kemal” , “Damat Ferit” gibi isimleri çok duymuş ve bunları özellikle yan yana çok görmüşüzdür.Ama işgal zamanlarının yaşandığı o kara günlerde bugün adını Ali Kemal kadar fazla duymadığımız bir isim daha vardır ki o da Abdullah Cevdet’tir.

Tarih bilincinden o kadar yoksun ya da o kadar hafızasız bir milletizdir ki “Abdullah Cevdet” ismi sanki bir kahraman edasıyla geçtiğimiz yıllara kadar Ankara’nın bir sokağının ismi olarak kullanılmıştır.Bu yanlıştan daha sonra , bundan dört sene önce dönülmüş ve sokağın adı değiştirilmiştir.Sokağın adının değiştirilmesine , Abdullah Cevdet isminin kaldırılmasına tabi ki türk basınındaki malum koro hiddetle karşı çıkmıştır.İnternetten konu ile ilgili gazetelerin arşivlerine baktığınızda bu değişiklik karşısında ayağa kalkanların kimler olduğunu , Abdullah Cevdet’in manevi torunları’nın (!) hangi gazetelerde köşeleri tuttuğunu görürsünüz.Ve maalesef bu mütareke basını artıklarının tepkileriyle sokağın adı bu değişiklikten bir sene sonra 2006’da tekrar Abdullah Cevdet olmuş, ama hakkındaki tartışmalar bitmemiştir.

Bu manevi torunlara daha sonra değineceğim ancak önce Abdullah Cevdet kimdir ona bakalım.

Atatürk’ün en yakınındaki isimlerden biri olan Falih Rıfkı Atay yazdığı “Çankaya” isimli kitabında Ali Kemal gibi Abdullah Cevdet’e de değinir.Hatta yazılanlardan anlaşıldığına göre Falih Rıfkı Atay , Abdullah Cevdet’in işbirlikçilik ve Kuvva-yi Milliye düşmanlığı konusunda Ali Kemal’den daha tehlikeli olduğunu belirtir.Ali Kemal’in parasız sefil bir şekilde öldüğünü, hiçbir zaman yabancı uşaklığı yapacak bir mizaçta olmadığını ama ülkenin kurtuluşunun İngilizlerle işbirliğinden geçmekte olduğuna samimi olarak inanmış , kandırılmış biri olduğunu söyler.

Ali Kemal ittihatçılara da karşı olduğu için tek çare olarak ülkenin manda altına girmesi lazım geldiğini ve ancak böyle on – on beş yıl yaşayıp daha sonra toparlanabileceğimizi düşünür.

Abdullah Cevdet ise bir doktordur.Aldığı eğitimin de etkisiyle pozitivist olmuştur.Türkiye’de dine karşı olan hareketlerin adeta fikir babası, öncüsüdür.

(Biz burada onu bu özelliği dolayısıyla eleştirmiyoruz, öyle zanneden andavallar ve moronlar çıkacaktır mutlaka, o yüzden baştan söyleyelim)

Bu özelliklerinin dışında Abdullah Cevdet ilk başlarda İttihat ve Terakki cemiyetinde faaliyetlerde bulundu.Siyasi sorunlara eğildi.Gazatecilikle de uğraştı.

2.Meşrutiyet’ten sonra artan batılılaşma akımının öncülerinden de oldu ki, onun bu özelliği nedeniyle onu Atatürk’ün yapacağı inkılapların fikir babası olarak görme gafletine düşenler de oldu.Ancak onun Atatürk ile hemfikir olduğu tek nokta , ve Abdullah Cevdet’in bu ülkeye yapmış olduğu tek hizmet kanımca Latin harflerinin ülkeye getirilmesine öncülük etmekten başka bir şey değildir.

Abdullah Cevdet de Ali Kemal gibi mandacı zihniyete sahip biriydi.Batılılaşma akımından o kadar etkilendi ki işi , bir makale yazarak Türk insanının çirkin olduğunu ve bunun ancak Avrupa’dan damızlık erkek ithal ederek önlenebileceğini yazma ahlaksızlığı ve ırkçılığına kadar götürdü.

Evet, Abdullah Cevdet , Hitler’den yıllar önce “güzel ırk” yaratma hevesine düşmüş, Türk ırkının güzelleşmek için Avrupa’dan getirilecek erkeklere muhtaç olduğunu bile söyleyebilmişti.
Neyse ki bu, Abdullah Cevdet’in yazılarına son vermesine neden olacak bir olay oldu.Atatürk, Cevdet’in bu ruh hastası ve ahlak yoksunu fikirlerine karşı sert bir yazı kaleme aldırdı ve Abdullah Cevdet buna cevap veremeyeceği için kalemini bıraktı.

Abdullah Cevdet fikir alanında akla ziyan bu hareketlerin yanında başka marifetler de işledi elbette.Milli Mücadele yanlısı yakın arkadaşlarını jurnalledi ve İngilizlerle işbirliği yaptı.

Kendisi gibi bir başka pozitivist ve din karşıtı olan ama onun aksine Milli Mücadele yanlısı olan eski arkadaşı Zekerriya Sertel de onun işgalci İngilizlere ispiyonladığı isimlerden biriydi.

Zekerriya Sertel ise bu olayı şöyle anlatır :


”Beş-on arkadaş, ilk toplantıyı bizim evde yaptık. Aramızda Köprülü Fuat, sonraları Atatürk’ün Milli Eğitim Bakanlığını yapmış olan Hasan Ali Yücel, gene Atatürk’ün ilk İçişleri Bakanlarından Ferit ve daha bazı gençler vardı. Ben o vakit Cağaloğlu’da Abdullah Cevdet’in evinin birinci katında oturuyordum. Üstümüzde ev sahibi olarak kendisi oturuyordu. İkimizin de iki-üç yaşlarında küçük kızlarımız vardı. Hakkında pek fana sözler işitmiş olmama bakmayarak, Abdullah Cevdet’e karşı saygı besliyordum. Ne de olsa belirli bir şeye inanan ve inandığı şey için savaşan bir adamdı. Abdullah Cevdet ateistti. (...)Aynı binada bulunduğumuz için aramızda iyi komşuluk ilişkileri vardı. Biz arkadaşlarla salonda toplu bir halde yeni kurulacak örgütün biçimini kararlaştırmak üzere hareketli bir tartışmaya dalmıştık. Birden kapı açıldı. Abdullah Cevdet’in küçük kızı babasının elinden kurtularak salona daldı. Babası da onun arkasından içeri girdi ve bizi toplantı halinde buldu. Yirmi dört saat sonra, hepimiz İngiliz polisi tarafından tutulup ‘Bekirağa Bölüğü’ne atıldık. Belli ki, mütarekede İngiltere’nin ajanlığını kabul etmek alçaklığına düşen ve İngilizler tarafından himaye edilen Abdullah Cevdet, efendilerine yaranmak için, bu toplantıyı haber vermişti. Kendisine saygı duyduğum bu adam, bana böyle bir oyun oynamıştı. ‘Bekirağa Bölüğü’nden kurtulup eve döndüğüm zaman, kendisiyle merdivenlerde karşılaştım. Sanki hiçbir şey olmamış gibi, beni güler yüzle selamlamak istedi. Yüzüne tükürdüm:-‘Yaptığın alçaklıktan utan’, dedim.(...) Kendisini savunmaya bile lüzum görmeden çekilip gitti. Çünkü suçu meydandaydı.”


İşte yakın arkadaşlarından ve komşusu olan Zekerriya Sertel’in anlattıklarına göre Abdullah Cevdet’in içler acısı durumu buydu.Batılılaşma hevesine kendini o kadar kaptırmıştı ki bu uğurda neyi varsa her şeyi hiç çekinmeden feda edebilir, satabilir, yok sayabilirdi.Bu adamın sanki adeta inandığı hiçbir değer kalmamıştı.Sanki adeta beyni yıkanmıştı...

Yine Rıfkı Atayın eseri Çankaya’da anlatıldığına göre kendisi tarihimizdeki şanlı Çanakkale Zaferimiz için de inciler döktürmüştü.Abdullah Cevdet Çanakkale savaşı için ; “medeniyet ayağımıza kadar geldi ama biz ona kucağımızı açmadık ve geri teptik, onlarla savaştık” deme gafletini gösterecek kadar da İngiliz sevdalısıydı.Nitekim mütareke olduğunda Abdullah Cevdet anında İngilizlere sığınmış ve onların yardımıyla Sıhhıye Müdürlüğü’ne getirilmişti.

Abdullah Cevdet daha sonra tamamen gerçek yüzünü gösterdi.İşgalci İngilizlerin de arkasında olduğunu hissederek kendine güveni arttı ve mütareke döneminin bir başka satılmış gazetecilerinden olan Sait Molla ile ahbaplık kurdu.”Jin” adını verdiği Kürtçe isimli bir gazete kurdu.Ardından Kürt Teali Cemiyeti’ne üye oldu ve Kürtlük davası için çalışmaya başladı.

Önce jön türk, sonra ittihatçı, sonra mandacı ve en sonunda da apaçık Kürt Teali Cemiyeti üyesi olarak bu dengesiz hayatına son verdi.


RADİKAL 2 NEYİN PEŞİNDE ?

İşte böyle bir maziye sahip Abdullah Cevdet’in isminin Ankara sokaklarından kaldırılmasına hiddetlenenler de oldu..Abdullah Cevdet ismini internet aleminde, google’da arattırdığımızda bugün biz şöyle bir manzara ile karşılaşıyoruz : http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=4995


21.08.2005 tarihli linkte Yüksel Işık isimli şahıs Abdullah Cevdet ‘in Türkiye’nin ufkunu açan bir bilim adamı olmasından bahsediyor, onun pozitivst yanından dem vuruyor ve işi bugünkü siyasi hesaplara getirerek söz konusu sokaktan ismin kaldırılmasının bir gerici işgüzarlığı olduğunu söylemek istiyor.

1266 kişinin okuduğu Yüksel Işık isimli şahısın bu yazısına kuşkusuz tarihi bilmeyen, araştırmayan pek çok kişi hak verecek, ve olayın sadece bir siyasi hesaplaşma olduğunu zannedecek, bir gerici-ilerici , dinci-bilimci kavgası olduğunu zannedecek...Radikal 2 de konuyla ilgili yayınlanan yazı tarihi gerçekleri yok saymakla kalmıyor bu gerçekleri çarpıttırmaya da çalışıyor.Sanki İngiliz Muhipleri Derneği’ni kuran isim Abdullah Cevdet değilmiş de ya da Kürt Teali Cemiyeti’nin en etkin üyelerinden biri Cevdet değilmişçesine bir de söz konusu kişilik Atatürkçü bir isimmiş gibi lanse ediliyor.

Radikal 2 de söz konusu yazıyı yazan şahsiyet bu noktalardan bakıldığında tarihe, bilime ve Atatürk’e saygısızlık etmiş, ihanet etmiştir.

Zat-ı muhterem, Cevdet hakkındaki iddiaların da sadece asılsız olduğunu söyleyip yalanlamaktan başka hiçbir şey yapamıyor ve hiçbir tarihi delil ortaya koyamıyor.

Ortada konuyla ilgili Atatürk’ün en yakın dostlarından Rıfkı Atay’ın Çankaya eseri gibi bir kaynak ve Zekerriya Sertel’in anıları varken bu konunun böyle bir ilerici-gerici kavgasına indirgenmesine şahsen bir tarih bölümü öğrencisi olarak anlam veremiyorum.

Her fırsatta bilimin üstünlüğünden bahseden çevrelerin ne gariptir ki işlerine gelmeyince “tarih” bilimini unuttuklarını veya önemsemediklerini üzülerek görüyoruz.





Daha ayrıntılı bilgi için :

http://www.ufukotesi.com/yazigoster.asp?yazi_no=20060339

söz konusu linkin tarafsızlığından şüphe edenler çıkacaktır mutlaka, o yüzden meraklıları yazıda bahsettiğim gibi Çankaya ‘nın 137 – 140. sayfalarına göz atabilirler,

Zekerriya Sertel ismi ile ilgili de kısa bir araştırma yapabilirler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder