AZAPLAR




AZAPLAR


Azab , arapça’da evli olmayan, bekar erkek manasına gelir...Osmanlı ordu teşkilatının 16.yüzyıla kadar önemli bir bölümünü oluşturan “azaplar” da bu kökten gelir...

Azap teşkilatı türklerde ilk olarak anadolu beylikleri zamanında aydınoğulları devrinde kurulmuştu.Aydınoğlu hükümdarı Umur bey bilinen ilk azap teşkilatını kendi beyliği zamanında İzmir’de kurmuştur.Ayrıca ünlü bir denizci de olan Umur Bey , ege ve akdeniz’de latinlerle yaptığı deniz savaşlarında Azaplardan çok iyi faydalanmıştır.Buradan da anlaşılacağı gibi bu teşkilata üye askerler donanmalara da katılıyorlardı.

Bu teşkilat beylikler döneminden sonra Osmanlı devleti ordusunda da kullanıldı.Bu devirde akıncılar’dan sonra belki de ordunun en faydalı teşkilatı azaplardı...Bunlar yeniçeri ocağı kurulmadan önce savaşlarda daha fazla etkindiler fakat zamanla etkileri çeşitli nedenlerle azaldı.

Azapları oluşturan kitle adın da anlaşılacağı gibi dinç, kuvvetli, yalnız gezen, evlenmemiş, bir işe güce, zanaat’a sahip olmayan biraz da deli dolu anadolu gençlerinden oluşuyordu.Osmanlı zamanında bunlar yaya, kale ve donanma olmak üzere üçe ayrılmışlardı.

Azaplar harb esnasında 20, 30 haneden bir kişi alınmak suretiyle seçiliyorlar, vergiden muaf tutuluyorlar, masrafları ise harb’e asker göndermeyen diğer hanelerden karşılanıyordu.Ayrıca her azabın savaştan kaçma ihtimaline karşı bir kişi kefil tutuluyordu.

Kara savaşlarında düşmanla ilk karşı karşıya gelen askerler azaplardı.Silahları ok, yay, omuzlarında asılı pala ve kalkandan oluşuyordu.Mızrak ya da kargı taşıdıkları da olurdu.

İlk önce düşmana ok ile saldırırlar, sonra da bir müddet göğüs göğüse çarpışıp düşmanı yormaya çalışırlardı....Bu düşmanı yıpratma görevini tamamladıktan sonra savaş meydanında iki yana açılırlar ve düşmanı türk topçularıyla baş başa bırakırlardı....Azaplar bu görevlerini tamamladıktan sonra topçular düşmana öldürücü darbeyi vururlardı.

Ordu içerisinde belirli bir sayıları yoktu.Sayılarını düşmanın kuvveti belirlerdi.
Otlukbeli savaşında 30.000, İstanbul’un fethinde ise 20.000 azap olduğu tahmin edilmektedir.

Osmanlı donanmasında etkili olarak ve tam anlamıyla kullanılışları ise 15.yüzyılın başlarında olmuştur.Başlarında bir adet “reis” bulunan yedi-sekiz kişilik bölükler halinde bahriye azapları adıyla görev yaparlardı.Bahriye azaplarının bir kısmı tersanelerde, diğer kısmı da gemilerde görev yaparlardı...Tersane yakınlarında barınmalarını sağlayan bir kışlaları bulunur ve buraya da “azapkapı” denilirdi.

Donanma ve kara dışında üçüncü olarak ; sınır boylarında, hudutlardaki kalelerde görev yapan sayıları her kale’de belirli ve sabit olan azap birlikleri bulunurdu...Burada görev yapanların bir kısmı maaşlı , bir kısmı da tımarlıydı.

Azaplar beylikler döneminden bu yana Türk ordularının en fedakar teşkilatlarından biriydi.
Savaşa katılan çoğu azap şehit olacağını biliyor, bunların çoğu da savaştan genelde ya gazi , ya şehit olarak çıkıyordu...İçlerinden savaş sonrası sağlam olarak geri dönenleri çok azdı...Bu bakımdan onlar ordunun fedaileriydiler...
Deniz azapları tarihi Bizans kaynaklarına da girmiş ve onlardan “azapi” ismiyle bahsedilmişti...

Deniz azaplarında “reis” olarak görev yapanlar daha sonra ilerleyip savaş gemilerinde kaptan bile olabiliyorlardı.

Karada ise azaplar, Türklerin dünyaca ünlü savaş taktiği olan “hilal taktiği”’ni uygulamak için ilk adımı atan bölükler olmuş , düşmanı şaşırtmışlar, yeri geldiğinde de kendilerini feda etmişlerdi...Azaplar ayrıca köprücülük, lağımcılık faaliyetleri gibi işlerde de kullanılmışlardı yerine göre...

Ayrıca 15.yüzyılda azap teşkilatının aynısı Akkoyunlular ordusunda da görülmüş hatta Osmanlı azaplarına karşı , Akkoyunlu azapları bu savaşta karşı karşıya gelmişler ve maalesef birbirleriyle savaşmışlardır.

2.Mahmud döneminde ilk önce Kale azaplığı kaldırılmış, ve teşkilat bu tarihten sonra yavaş yavaş ortadan tamamen kalkmaya başlamıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder